2 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni Başlayanlar İçin Resimli Sponsorluk Rehberi Vol 1

Merhaba,
Bugünkü yazımızda bir süredir kamuoyunun bir bölümünü meşgul eden, bir bölümünü memnun, bazı bölümlerini de mağdur edermiş gibi yapan Borusan'a ilişkin türban konusuyla gündeme gelen sponsorluk dosyasını inceleyeceğiz.
Lakin hemen belirtelim, bu derste yer alan tüm hikaye TerraNova adı verilen bir gezegende yaşananlardan örneklenmiştir.
Gelelim konumuza...
Sponsorluk derin bir derya olduğu için biz sadece otomotiv tarafını ele alalım dedik...
Öncelikle iyi bir sponsor bulabilmeniz için, mutlaka bir "KNOW WHO"nuz olması gerekiyor.
Yani Türkiye'de sponsor arıyorsanız öyle KNOW HOW, yeterlilik, eğitim, yetenek, dürüstlük, sponsora geri dönüşüm gibi olgulara, değerlere ihtiyacınız yok.
Çünkü eğer KNOW WHO konusunda sağlam değilseniz, önereceğiniz her şey sponsor açısından geri dönüşüm katan bir değer olarak değil, geri dönüşüm kutusunun kağıt bölümüne atılacak değersiz print-out olarak görülür.
Hatta görünmez olur...
Eğer, iş, aile, sosyal ortamlardan birinde yatay ya da dikey etkileşimle KNOW WHO olayını, etkileşimin gerektiği şekilde konumu gereği üstte olan taraf açısından tatmin edici bir sonla çözerseniz ikinci adıma geçebilirsiniz.
İkinci adıma geçildiğinde önemli olan ilk nokta, sponsora sunabileceğiniz bir hikayeniz olmasından ziyade ret cevabı aldığınızda, basına uyduracağınız bir hikayenizin olmasıdır.
Bu hikaye LSD kafasıyla uydurulabileceği gibi sadece, belinizle-iskemle minderi arasında kalan bölgeden de yaratılabilir. Ama önerim bu hikayenin temeline mutlaka, bir parça toplumsal hezeyana, galeyana, yargısız infazlara neden olabilecek konuları katmanızdır.
Hikaye sonunda ya tanrılara kurban ya da size destek verilmelidir.
Tabii hikayeyi destekleyecek bir kitleyi de sponsor görüşmesi öncesinde ayarlamanız gerekiyor.
Şirin Baba'nın, hikayelerini dinleyecek, yaptığı büyüleri gerçek sanacak şirinleri olmasaydı, Şirin Baba olamazdı.
O yüzden otomotiv dünyasının Televizyoncu/Testçi/Yarışçı/Gasteci Şirini/Şirine'si olmak istiyorsanız kendi Şirin ve Şirinlerinizi yaratmalısınız.
Hikayeyi destekleyecek kitleyi de bulduktan sonra sponsorun hoşuna gidecek, gitmezse de sponsoru köşeye sıkıştırabilecek bir dış görünüşünüz olmalı. Unutmayın ne demiş büyüklerimiz ya da ne kadar büyük olduğunu bilmeyen bir minibüs şoförü;
"Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu. Ne elbiseler gördüm içinde insan yoktu..."
O yüzden insanların sizin içinizi/dışınızı bilemeyecekleri için önce dış görünüşünüzle algılayacaklarını unutmayınız.
Yalnız hemen belirteyim, Şirin ve Şirine'lik mevzusunda copyright yasakları olduğu için siz kendi kılık, kıyafetinizi ve konseptinizi yaratmalısınız. Yani masmavi giyinirseniz kimse sizi şirinlemez...
Ama biraz radikallik kokan sıradan fakat modern/muhafazakar çizgiler günümüz Türkiye'sinde kabul görüyor. Örneğin bu konuda en halis Çin ipeklerinin, İtalyan modacılar tarafından, Araplar'ın en bağnazlarının bile akıl edemeyecekleri tasarım anlayışıyla sunulan versiyonları gayet münasip olur.
İnsana hem mağdur hem mağrur bir hava verir.
Sizi görenler "Bu hep mi böyleydi? Birşey mi oldu da böyle oldu? Yoksa yeni tarz, kişisel bir gelişim, cüzdansal bir kalınlaşma ya da ekstra manevi bir doyum mu yaratıyor?" sorularının yanında, "Bunun galiba "KNOW WHO"su değişti ondan böyle oldu" yargılarını da beraberinde getirir.
Sponsor arayışındakilere vereceğimiz öğütleri şimdilik bırakıp, biraz da sponsor arayışındakilerin hedefindeki firmalara akıl verelim.
Bu sponsorluk işlerini iyi yönetemedikleri için resimli anlatacağız.
Ey dinleyenler ve okuyanlar...
Gidiyorsunuz, hayır diyebilmenin yollarını öğrenmek için farklı kişilere binlerce dolar ödüyorsunuz. Gerçi o farklı kişilerin CV'lerinde de know how yerine Know Who var ama şimdilik bunu bir kenara bırakalım.
O uzmanların size yazdığı kronik sorunları çözme iddiasındaki, lakin sorunu derinleştirmek dışında bir etkisi olmayan reçetelerin yerine, ben size plasebo etkisi yapan ama sizi rahatlatacak reçeteyi yazıyorum.
"Bütçe yok, marka imajımıza uymuyor, kurumsal iletişim politikamızın altıyüzseksenikinci sayfasının beşinci paragrafının altan üç, soldan ikinci bendinde yer alan şirketimizin ulusal, uluslararası ve astral danışmanlara tanımlattığı değerleri gereği size sponsor olamıyoruz" şeklinde gerekçe sunma devri bitti.
Onun yerine gelene bakacaksınız sonra da "Tipim değilsin, bekarsın, çocuklusun, öğrencisin, askere gitmedin mi (Yuh bedelli de çıktı), geçen gün görmüşler 17.5 santim lüfer yiyor muşsun" gibi gerekçeler uydurun.
Bu da olur mu demeyin. Benim dersimi okuyan sponsor avcılarının nasıl hazırlandığını biliyorsunuz.
Uydurun...!
Sonra da gelenin kıyafetinin ne olabileceğine dair karşı atağa hazırlanabileceğiniz medya hikayelerini hazırlayın.
Gelenin kıyafetine bakıp, onun sizi hangi organından ürettiği hangi hikaye ile hangi medya organına jurnalleyeceğini tahmin edin.
Alın size ipuçları:
Teşbihte hata olmaz kimse kızmasın...Gelen er ya da hatun kişi eğer bu şekilde giyinmişse...
Muhtemelen ilk olarak şansını başka bir yerde denemiş lakin başarısız olmuştur. O yüzden ne yapacağı belirli olmayabilir. Fakat çok şükür ki günümüz Türkiye'sinde etkisi eskiye oranla azalmıştır. O yüzden hikayesi ancak Ortadoğu, Sözcü, Cumhuriyet gibi gazetelerde geniş yer alır.
Buna karşılık siz kendi hikayenizi, başta Taraf olmak üzere Akit, Yeni Şafak gibi yayın organlarında çarşaf çarşaf yayınlatabilirsiniz.
 Hatta sizin hikayenize redaksiyon bile yapıp etkisini artırabilirler. Konu bu resim olunca bu yayın organları, düz yazının "Giriş, gelişme, sonuç" olan temelini, "Girerken kötüle, gelişirken kötüle, sonuçta çok kötüle" olarak değiştirmiş durumdalar. O yüzden bu resimden korkmayın.
Lakin bir gün karşınıza aşağıdaki resimdeki gibi bir çift gelirse ki emin olun kısa bir süre sonra kapınızı çalabilirler, işte o zaman dikkatli olmanız gerekiyor.

Bu tiplerin en önemli özelliği son dönemde tek hücreliden, çok hücreye amiplerin bile akıl sır erdiremediği bir şekilde geçişleri. Çoğalma hızına, sizin en hızlı otomobiliniz bile yetişemez.
Hayır onlar için bir cevap değildir. Vermediğiniz sözünüz, atılmamış imzanız, konu onların çıkarı olduğunda verilmiş ve atılmış sayılır.
Sizin yapmanız gereken şey, elinizdeki hiçbir kitapta yazmayan, bordrolu ya da dışarıdan faturalı çalışan hiçbir danışmanınızda fikir olarak yer almamaktadır.
Bunlar kapıya geldi mi; Yumurta kapıya dayanmış demektir o yüzden;
VER KURTUL...
Lakin verirken de mutlaka özür dilemelisiniz, "Size layık değil..."gibilerinden...
Eğer vermezseniz, başınız çok daha fazla ağrıyacaktır. Size verilebilecek zarar, sponsorluk parasından çok daha yüksek olabilir.
Bu noktada inandığınız medya organlarına bel bağlamayın, zira onların medya organlarının gücü, sizinkinden daha büyük ve sesi çok gür çıkacaktır. Arşimed'in bile anlayamadığı bir kaldırma kuvveti keşfettiklerinden olsa gerek suyun üstüne hatta epey üstüne çıkmayı iyi bilirler.
Son olarak,
Parasını verdiğiniz, vermediğiniz, sözünü verdiğiniz, vermediğiniz her türlü sponsorluk girişim dün itibariyle sizin başınızı eskiden daha çok ağrıtacaktır.
O yüzden kurumsal iletişim bütçenize bundan sonra düşünülen sponsorluklar için bir bedel koyduğunuz gibi, yapmadığınız sponsorlukların özrü, ilanı, toplantısı, imaj kaybının telafisini kapatacak bir kalem de koymayı unutmayın.
İsminin Türkçe çevirisi "Zorlu Taş" olan Lidyalı düşünürün sözü kulağınıza küpe olsun...
Paranız rezil olsun, siz değil...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder